top of page

CENNETLİK VE CEHENNEMLİK YARGI MENSUPLARI



İnsanların hayatının, ırzının, malının, neslinin, malının ve hürriyetinin, onur ve haysiyetinin korunması, insanca yaşayabilmesi hak ve hukukun, adaletin uygulanmasına bağlıdır. Adaletin, pratik hayatta uygulayıcıları ise yargı mensuplarıdır.

Yüce Allah, en yakınlara, zengine, fakire her seviyedeki insana adaletin uygulanmasını ve hukuk dışı uygulamalara sevk eden heva ve hevesle mücadele edilmesini emretmektedir:

“Ey iman edenler! Haktan yana olup var gücünüzle ve bütün işlerinizde adaleti gerçekleştirin. Allah için şahitlik eden insanlar olun. Bu hükmünüz ve şahitliğiniz isterse bizzat kendiniz, anneniz, babanız ve yakın akrabalarınız aleyhinde olsun. İsterse onlar zengin veya fakir bulunsun; çünkü Allah her ikisine de sizden daha yakındır. Onun için, sakın nefsinizin arzusuna uyarak adaletten ayrılmayın. Eğer dilinizi eğip bükerek gerçeği olduğu gibi söylemekten çekinir veya büsbütün şahitlikten kaçarsanız, iyi bilin ki Allah bütün yaptıklarınızdan haberdardır.” (Nisa, 4/135)

Allah (c.c.) bir topluluğa, gruba, camiaya karşı öfke, kin duymanın kesinlikle adaleti bir kenara bırakıp zulmetmeye meşruiyet kazandırmadığını bildirmekte ve Yüce Yaratıcı’dan korkup ona göre davranılması gerektiğini emretmektedir: “Ey iman edenler! Haktan yana olup vargücünüzle ve bütün işlerinizde adaleti gerçekleştirin ve adalet numunesi şahitler olun. Bir topluluğa karşı, içinizde beslediğiniz kin ve öfke, sizi adaletsizliğe sürüklemesin. Âdil davranın, takvâya en uygun hareket budur. Allah'a karşı gelmekten sakının. Çünkü Allah yaptığınız her şeyden haberdardır.” (Maide, 5/8)

Allah size, emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğinizde adalete uygun tarzda hüküm vermenizi emreder. Genel ve özel bütün haklar Allah’ın korunmasını emrettiği bir emanettir. Allah bununla, size ne de güzel öğüt veriyor! Şüphe yok ki Allah semî ve basîrdir (sözlerinizi de, hükümlerinizi de hakkıyla işitir, bütün yaptıklarınızı hakkıyla görür).” (Nisa, 4/58)

Allah’ın korunmasını emrettiği emanetler; ilahi ve beşeri bütün hukuku içine almaktadır. Bu itibarla insanların malı, canı, namusu, maddi ve manevi değerleri hukuki çerçevede koruma altına alınmıştır. Bu korumanın gerçekleşmesi de adaletle yönetmeye ve hüküm vermeye bağlıdır.

Konu ile ilgili bir diğer ayette de Hz. Davud (a.s.) ın şahsında yönetme ve hükmetme konumunda olanların, güç zehirlenmesine kapılmadan insanlar arasında adaleti uygulamaları emredilmektedir: “Ey Davud! Biz seni ülkede hükümdar yaptık, sen de insanlar arasında adaletle hükmet, keyfine uyma ki seni Allah yolundan saptırmasın. Allah yolundan sapanlara hesap gününü unuttukları için, şiddetli bir azap vardır.” (Sa’d, 38/26))

Adaletin tevzii ve tatbiki ise başta hakimler olmak üzere yargı mensuplarının görevidir. Onlar, hak ve hukukun ispatına şahitlik ettikleri gibi aynı zamanda verdikleri kararlarla uygulama gücüne de sahiptirler. Peygamberimiz (s.a.s.), yargıyı temsil edenlerin hak ve hukuk adına verdikleri kararlardan ötürü ahirette nasıl bir muamele göreceklerini haber vermiştir: “Kadılar (yargı mensupları) üç çeşittir. Bunlardan ikisi cehennemde birisi cennettedir. Bile bile haksız yere hüküm vererek zulmeden cehennemliktir. Bilmediği halde verdiği hükümle insanların hukukunu helak eden de cehennemliktir. Hak ve hukuka göre hüküm veren ise cennetliktir.” (Hakim, Müstedrek, 7012; Ebu Davud, akziye 1-3; İbn Mace, ahkam 2-3)


Görüldüğü üzere Allah Resulü, (s.a.s.) adaletin gerçekleştirilmesi ile ilgili temel esasları bildiği halde onları uygulamayıp bile bile zulmeden veya hukuk bilgisi olmadığı halde hukuk katliamı yapanların cehennemi boylayacağını haber vermektedir. Adaletin gerçekleştirilmesi için konulan temel esaslar vardır. Bunları bilerek veya bilmeyerek ihlal edenler verdikleri kararlarla hem ilahi hukuka hem de insanların hakkına tecavüz etmektedirler. Adaletin sağlanmasındaki en önemli esaslardan birisi hadiste bildirildiği ve bütün hukuk sistemlerinde de temel bir prensip olduğu üzere beraat-i zimmettir. Bir insan, suçluluğu somut delille ispat edileceği ana kadar suçsuzdur, masumdur. (Darakutnî, Sünen, 4509; Müslim, 223) Durum böyle iken bir savcı veya hakimin tam tersini yaparak suçsuzluğunu ispat edinceye kadar suçlusun, diyerek bir insanı cezalandırması korkunç bir zulümdür. Belli bir cemaate, gruba mensup, sempatizan veya onlarla selamlaşmış yüzlerce, binlerce insanı suçsuzluğunu ispat edene kadar suçlu ilan edip hapse tıkıp aylarca, yıllarca hayatını karartmak korkunç bir zulümdür. Dinin ve hukukun en temel esasını dinamitlemektir. Her türlü keyfi zulmü yapmaya meşru görmektir. İşte Peygamberimiz (s.a.s.) bilerek veya bilmeyerek hiç bir somut hukuki delil olmadan insanların suçluluğuna hükmeden, zindana tıkıp, hayatını karartan çoluk-çocuğunu perişan eden bir savcı ve hakimlerin cehennemi boylayacağını bildirmektedir.

Kur’an’da gayet net vurgulandığı: “Hiçbir suçlu bir başkasının suçunu yüklenmez.” (En’am, 6/164; İsra, 17/15; Fatır, 35/18; Zümer, 39/7; Necm, 53/38) ve İslam Hukuk’u ve modern hukuk sistemlerinin yargılamada temel esas kabul ettiği üzere, cezalar bireyseldir. Suçun şahsiliği esastır. Hukuken suçluluğuna hükmedilmiş bir insanın yakınları, dostları herhangi bir suç işlemediği halde sırf yakınlıklarından, dostluklarından, selamlaştıklarından ötürü suçlu ilan edilemez. Bu temel hukuki disiplini bir kenara bırakıp zulmeden yargı mensupları Allah Resulü’nün cehennemle cezalandırılacağını bildirdiği kategoriye dahildir.

Dinimizde yardıma muhtaç insanlara el uzatmak Allah’ın emrettiği, yerine getirenleri mükafatlandıracağını bildirdiği bir fazilettir. İnsani bir yardımdır. Yüce Mesaj’ımızda infak mesuliyetini yerine getirmeyen, yardıma muhtaç olan insanlara el uzatmayan, teşvik etmeyen ve yardım etmek isteyenleri engelleyenler kınanmış, onların bu tutumunun cehennemin ile cezalandırmayı gerektiren bir özellik olduğu bildirilmiştir. (Tevbe, 9: 34-35; Müddessir, 74: 44) Hatta yetime, muhtaç insanlara el uzatmak için yarışırcasına koşulması gereken yerde koşmamış, teşvik etmemiş kimselerin ahireti düşünmedikleri için böyle hareket ettiği ve imtihanı kaybedecekleri ve ötede de çok ciddi pişmanlık yaşayacakları bildirilmiştir. (Fecr, 89: 16-26)

Durum böyle iken “irtibat”, “iltisak” gibi hiç bir hukuki temeli olmayan hukuk vahşetini temellendirmeye çalışan kavramlarla insani yardımda bulunan insanları teröre yardım suçlusu ilan edip hapse tıkmak bile bile zulmetmektir.

Örnekler çoğaltılabilir. Gaybın son habercisi Peygamber Efendimiz, bile bile zulmeden ve hukuki bilgisi, tecrübesi olmadığı halde hukuk katliamı yapan yargı mensuplarının cehennemlik olduğunu haber vermis ve onları ebedi hayatlarını ateşe atmamaları konusunda uyarıştır. Şefkat peygamberi, yargı mensuplarını dünyanın geçici makam, mevki, menfaati için ahiret hayatlarını kaybetmemeleri konusunda ikaz etmektedir.

Bunun yanında Allah Resulü, (s.a.s.) hak ve hukuku uygulayan savcı ve hakimlerin de cennetlik olduğunu bildirmektedir. Dünyevi makam, konfor, baskı ve tehditlere aldırmadan hukuka göre hüküm veren yargı mensuplarını cennetle müjdelemektedir.

Bu arada, “Verilen emri yerine getirmek zorunda ne yapalım!” diyerek yapılan zulümleri meşru göstermek isteyenler olabilir. Oysa ki emrin geçerliliği, dinin ve hukukun çizdiği meşru dairede yer almasına bağlıdır. (Buhari, cihad, 108; Müslim, imare, 43) Nitekim sahabeden Übade b. Samit, amirin gayr-i meşru talimatlarını yerine getirmeyi soran birisine, “Ayaklarından tutulur cehenneme atılırsın. Hadi bakalım amirin gelsin de seni cehennemden kurtarsın da görelim.” (Kurtubi, İstizkar, 5/15; Temhid, 23/277) diye cevap vermiştir. Nitekim Osmanlı hukuki metinlerinde bu mesele şu şekilde ifade edilmiştir: “Emr-i sultânîyle nâmeşrû olan nesne meşrû olmaz.”


Netice itibariyle yargıyı temsil edenlerin, dünyevi makam, imkan, terfi, kin, nefret intikam alma gibi sebeplerle bile bile veya bilmeyerek masum insanların dünya hayatını zindan ederken esasında kendi ebedi hayatlarını ateşe attıklarını ıskalamamaları gerekir. Her türlü baskıya boyun eğmeyip, mazlumun ahı üzerinden devşirilen dünyevi makamlara, imkanlara iltifat etmeyen hak ve hukuku yerine getiren yargı mensupları ise Peygamberimiz’in haber verdiği üzere cenneti, ebedi hayatı kazananlardır.

Comments


bottom of page