top of page

HAPİSHANELERDE VİRÜS İLE ÖLDÜRMEYE TEŞEBBÜS

Başta insan hayatının korunması ile ilgili yetki sahipleri olmak üzere salgın ve öldürücü hastalıklardan hapishanelerdeki yüzbinlerce insanın hayatının kurtarılması için elden gelen performansın gösterilmesi insanî, dinî, hukukî, tarihi ve uhrevî bir mesuliyet olsa gerektir. Böylesine hayati ve değişik boyutları olan bir konuyu İslamî perspektiften ele alıp kısaca analiz etmek istiyoruz.

İslam Hukuku’nda Öldürme Suçu

İslam’a göre haksız yere bir insanı öldürmek en büyük suç ve günahtır. Kur’an’da en ağır ceza, kasten bir insanı öldürmeye verilmiştir:


وَمَنْ يَقْتُلْ مُؤْمِنًا مُتَعَمِّدًا فَجَزَاؤُهُ جَهَنَّمُ خَالِدًا فِيهَا وَغَضِبَ اللَّهُ عَلَيْهِ وَلَعَنَهُ وَأَعَدَّ لَهُ عَذَابًا عَظِيمًا

“Kim bir mümini kasden öldürürse onun cezası, içinde ebedî kalmak üzere gireceği cehennemdir. Allah ona gazab etmiş, onu lânetlemiş ve onun için büyük bir azap hazırlamıştır.” (Nisa sûresi, 4/93) Genel yaklaşıma göre haksız yere bir insanı öldürmek şirkten sonra en büyük günahtar. Bununla birlikte ümmetin allamesi İbn-i Abbas, haksız yere bir insanı öldürmenin şirk ölçüsünde bir günah olduğunu ve böyle bir suçu işleyen kimsenin ebedi cehennemlik olduğu görüşündedir. (Taberi, Câmiu’l-beyan, 9/83; İbn-i Kesir, Tefsiru’l-Kur’ani’l-azîm, (Muhtasar)1/423)

Bütün ilahi dinlerde de haksız yere bir insanı öldürmek en büyük suç ve günahlardan biri olarak kabul edilmiştir. (Tekvin, 9/5-6; Matta, 5/21-24)

Haksız yere bir insanı öldürme Kur’an’da “hata” ve “kast” olmak üzere ikiye ayrılmıştır. Fıkıh kitaplarında bu iki çeşit öldürme, “kasda benzer öldürme”, “hata sayılan öldürme” ve “tesebbüben öldürme” ilaveleriyle genişletilerek ve detaylandırılarak beşe kadar çıkarıldığı da olmuştur. (Cassas, Ahkâmu’l-Kur’an, 3/191; Serahsî, Mebsut, 26/59) Kur’an’da bu iki çeşit hata ve kasten öldürme olarak peşi peşine zikredilmiştir.

  1. Hata ile öldürmek. Kur’an’da, gerçek bir müslümanın mümin kardeşini ancak hata ile öldürebileceği beyan edilmiştir:

وَمَا كَانَ لِمُؤْمِنٍ أَنْ يَقْتُلَ مُؤْمِنًا إِلَّا خَطَأً


“Müminin mümini öldürmesi olacak iş değildir, ancak yanlışlıkla olursa başka.” (Nisa, 4/92)

Ayette bildirilen hata ile öldürme ise fıkıh alimleri tarafından bir şahsın vurmayı ve öldürmeyi istemediği halde yani ona öldürücü bir aletle bilfiil teşebbüs etmeksizin hata ile bir başkasını öldürmesidir. Bir kimsenin av hayvanına veya hedefe nişan almışken farkında olmadan bir insanı öldürmesi veya uyuyan bir insanın bir başkası üzerine düşüp onun hayatına son vermesi gibi. (İbn-i Abidin, 5/341, İbn-i Kudame, Muğni, 7/65)

  1. Kasten öldürmek. Nisa, 4/93. ayette geçen kasten öldürme İslam alimleri tarafından kullanılan aletin öldürücü olmasına bağlanmış; kılıç, bıçak, mızrak, ok v.s. misal olarak zikredilmiştir. Zira, bir insanın bir başkasını öldürmeyi kast etmesi kalbe ait bir fiildir. Bu da ancak bir delil ile bilinir. Kalben bir insanı öldürmeyi kastetmenin delili de kullanılan alettir. Kullanılan alet insanları öldüren bir alet ise bu kasten öldürmeye teşebbüs demektir. (İbn-i Abidin, 5/339; Nevevî, Ravdatu’t-tâlibin, 9/123; Behûtî, Keşşâfu’l-gına, 5/504) Bu açıdan meseleye bakıldığında sebepler açısından insan hayatına son veren her türlü silah, kimyevi madde, virüs gibi şeylerin kasten öldürme aleti olarak değerlendirilmesi gerekir. Dolayısıyla hapishanelerde coronavirus gibi pandemic ve öldürücü hastalıkla insanları başbaşa bırakmak, onları tahliye etmemek kasten insan öldürmeye teşebbüstür. Tabii buradaki kast kimi ne zaman öldüreceği belli olmayan gayr-i muayyen kast ile katildir. Tıpkı bir stadyuma veya kapalı salona giren silahlı birisinin rasgele ateş ederek insanları öldürmesi gibidir. Bu şekilde kasten öldürülmek istenen insanların nasıl bir suç işlediğinin de bilinmesi gerekir.

Diğer taraftan Türk Ceza Kanunu’ndaki kasten insan öldürme ile ilgili maddeleri hatırlatmanın da faydalı olacağı kanaatindeyiz. TCK’nın 76. maddesinde soykırım amaçlı kasten öldürme fiilinin cezası, 77. maddesinde insanlığa karşı suç kapsamında kasten öldürme fiilinin cezası, 95/4 maddesince işkence neticesinde öldürme fiilini cezası, 81. maddesinde kasten insan öldürme fiilinin cezası; 82. maddesinde kasten insan öldürme fiilinin nitelikli hallerinin cezası, 83. maddesinde, kasten öldürmenin ihmali davranışla işlenmesi fiilinin cezası; 84. maddesinde intihara yönlendirme fiilinin cezası; 85. maddesinde de taksirle öldürme fiilinin cezası düzenlenmiştir.

Tahliye Edilmeyen İnsanların Suçu

İslam Hukuku’na göre bir suç somut delil ile tespit edilir. Delili de iddia edenin getirmesi gerekir. Suçun tespiti ile ilgili bu temel esası, Peygamber Efendimiz şu şekilde bildirmiştir: “İddia eden delil, hakkındaki iddiayı kabul etmeyenin de yemin etmesi gerekir.” (Darakutnî, Sünen, 4509; Müslim, 223) Bu itibarla delil olmadığı halde bir insanı suçlu ilan edip sonra da ondan suçsuz olduğunu ispatlamısını istemek İslam Hukuku’na tamamen zıttır. Bu şekildeki bir suç tespit anlayışı her türlü keyfi muameleye, zulüm ve fecaate zemin hazırlamak demektir. Nitekim modern hukuk sistemlerinde de iddia eden iddiasını somut delil ile ispat etmekle yükümlüdür.

Bir insanın terör suçu ile suçlanabilmesi için terör kabul edilen suçları işlediğinin somut deliller ile ispat edilmesi gerekir. Klasik İslam Fıkıh kitaplarında bu konu daha çok “Bağy” ve “Hırabe” bölümlerinde ele alınmıştır. Konu ile ilgili pek çok ayet ve hadisin değerlendirildiği bahse geçen bölümlerde terör suçunun cebir ve şiddet merkezli olduğu görülür. Nitekim modern dünyada terörün değişik açılardan tanımı yapılmaya çalışılmakla birlikte cebir ve şiddet hemen hepsinde temel unsurdur. Dolayısıyla somut delil ile terör işlediği ispatlanamayan insanlara terörist muamelesi yapılamaz.

Bu temel esaslar açısından bakıldığında İslam’ın emrettiği mali ibadeti yerine getiren, sohbete iştirak eden insanlar “Terör” suçu ile hapsedilemez. Zira, Kur’an’da otuzdan fazla ayette zekat verilmesi emredilmiş; (Mesela, Bakara, 2/43, 83, 110; Nisa, 4/73) zekat verenlerden övgü ile bahsedilmiş (Bakara, 2/177; Maide, 5/55; Hacc, 22/41, 78) ve bu ibadeti yapan insanlara Allah’ın lutfedeceği mükafatlar müjdelenmiştir. Allah’ın mükellef tuttuğu mali ibadeti, zekat, burs, himmet, kermes ve değişik eğitim faaliyetleriyle yerine getiren insanların terörist ilan edilerek hapsedilmesi ve salgın hastalıkla ölüme terk edilmesinin dinî, hukukî ve insani bir kriteri yoktur. Nitekim dünya genelinde hangi din ve milletten olursa olsun meşru dairede kazanıp hayır faaliyetlerinde bulunan, bağış yapan insanlar bırakın terörist ilan edilmeyi takdirle karşılanmaktadır.

Aynı şekilde sohbete katılmak ta bir fazilettir, suç değildir. Peygamber Efendimiz, Allah’ın mesajının okunduğu, ders yapıldığı, müzakere edildiği meclislere katılmanın faziletini anlatarak oralara iştirak etmenin faziletinden bahsetmiştir: “Bir topluluk Allah’ın evlerinden bir evde toplanır, Allah’ın kitabını okur ve aralarında müzakere ederlerse, üzerlerine sekîne iner, onları rahmet kaplar ve melekler etraflarını kuşatır. Allah Teâlâ da o kimseleri kendi nezdinde bulunanların arasında anar.” (Müslim, zikr 38; Ebû Dâvûd, vitr 14) Böyle bir sohbet ortamına katılmak Allah ve Resulüllah’a göre bir fazilettir, terör faaliyeti değildir.

Diğer taraftan düşünce ve fikir insanlarının, şiddete, teröre karşı çıkmış, gazeteci, akademisyen, eğitimci, esnaf ve öğrencinin, kanun ve mevzuat çerçevesinde açılan okul, dernek, banka, hayır kurumu, gazete, dergi, vs. kurumlarında çalışan, üye olan, oralarda işlem yapan kimselerin terör kapsamında değerlendirilerek hapsedilmesi ve hapishanede öldürücü salgın hastalıkla başbaşa bırakılması tarihi bir katliamdır.

Savaşta Bile Kadın Çocuk Yaşlı Öldürülmez

Peygamberimiz, savaş meydanında bile muharip statüsünde olmayan kadın, çocuk, mabede kapanmış insanların öldürülmesini yasaklamıştır. (Buhari, 3015; Müslim, 1744; Tehanevi, İlaü's-Sünen, 12/31-32)

Peygamberimizin ilgili hadislerini değerlendiren İslam Hukuku alimleri, kadınların, çocukların, yaşlıların, rahiplerin, kilisede ibadet eden insanların, görmeyenlerin, kötürümlerin savaşta öldürülmelerinin haram olduğunda ittifak etmişlerdir. (Tahavî, Muhtasaru İhtilafı'l-Fukaha, 3/455-456)

Savaş esnasında bile öldürülmeyen insanların hapishanelerde katledilmesi, öldürülmesine zemin hazırlanması tarihte eşi benzeri pek görülmemiş korkunç bir fecaatir.


Hapishaneler Islah/Rehabilite Yeridir

İslam hukuku’nda ve beşeri hukuk sistemlerinde hapishaneler suçu somut delil ile sabit olmuş kimselerin insanî yaşama şartlarının sağlanarak rehabilite edildiği yerlerdir. Yoksa balık istifi gibi yığılarak, normal hayat şartlarından mahrum edilerek imha edilmesine zemin hazırlanan yerler değildir. (Hasan Ebu Gudde, Ahkâmu’l-sicn ve muameletü’l-sücena fi’l-İslam; Diyanet Islam Ansiklopedisi, “Hapis” Madd.)Nitekim, Birleşmiş Milletler kararları ve uzlaşılmış model standartları ve yönergeleri BM Genel Kurulunca kabul edilerek mahkumların sağlık hakkı, ekonomik, sosyal ve kültürel haklar arasında sayılmıştır. Buna göre bu hak evrensel ve uygulamada eşitlikci olmak zorundadır.

İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin 2. maddesi, Sivil ve Siyasal Haklar Sözleşmesi’nin 2. ve 26. maddeleri ile Birleşmiş Milletler’in pek çok beyannameleri ve sözleşmelerine göre herkesin her hangi bir fark ya da ayrım gözetilmeksizin hayat hakkı korunmalıdır. Herkes bu hakkın ihlaline karşı çarelere kanunlarca eşit ve etkin erişim garantisi altında olmalıdır ve kimse keyfi olarak hayat hakkından mahrum bırakılamaz.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 3. maddesi uyarınca da devlet, bir kişinin insan onuruyla bağdaşan koşullarda alıkonmasını, tedbirin infazına yönelik yol ve yöntemin kişiyi, alıkonmanın doğasında kaçınılmaz olarak bulunan sıkıntı düzeyini aşacak yoğunlukta ızdırap ve zorluğa maruz bırakmamasını, infazın pratik gerekliliklerini dikkate alarak, diğer şeylerin yanı sıra kişiye gerekli tıbbi yardımı sağlamak suretiyle, sağlık ve refahının yeterince sağlandığını güvence altına almakla yükümlüdür.

Netice itibariyle İslam Hukuku’na göre hapishanelerde coronavirus gibi pandemic ve öldürücü hastalıkla insanları başbaşa bırakarak onları tahliye etmemek kasten insan öldürmeye teşebbüstür. Böylesine bir tarihi katliama karşı çıkmak, dine, hukuka, evrensel insani değerlere inanan vicdan sahibi herkesin tarihi ve uhrevî bir mesuliyetidir.

Comentarios


bottom of page