top of page

İNSANÎ YARDIM VE TERÖR


İnsan hayatının korunması ve insanca yaşama hakkı, İslam Dini’nde olmazsa olmaz muhafaza edilmesi gereken (zaruriyat) değerlerin ilk sırasında yer almaktadır. Suçların bireyselliği de insan hayatının korunması adına temel bir esas olarak alınmış; kin, nefret, intikam hissi, dünyevi menfaat elde etme, zulmederek birilerinin gözüne girme gibi negatif duyguların yönlendirmesiyle masum insanların hayatının karartılmasına götüren yollar kapatılmıştır. Bunun yanında mazlum, mağdur ve muhtaç olan kimsenin kimliğine bakılmaksızın ona el uzatılması da insan hayatının korunması ve insanlık onuruna yakışır bir hayat sürdürülmesi istikametinde Allah’a ve ahirete inanmanın bir tezahürü olarak kabul edilmiştir. Ne var ki yönetim gücünü elinde bulunduran bazıları irtikap ettikleri suçları örtmek, mevki elde etmek, mevcud konumlarını korumak veya terfi etmek gibi saiklerle masum insanlara yapılan insanî yardımı terör kapsamında görüp göstermeye çalışmaktadırlar. Üstelik bunu da dini değerleri kullanarak yapmaktadırlar. Dinin ve insanlığın yapılmasını emrettiği, fazilet kabul ettiği bir davranışı; muhtaçlara uzatılan ekmek, süt, yağ gibi temel gıda maddelerini teröre delil olarak ele geçirmiş ve çok büyük bir başarı elde etmiş gibi medya vasıtasıyla bütün dünyaya göstermektedirler.

Dünden bugüne dini değerleri suistimal ederek, yaptığı zulümlere dinden kılıf bulmaya çalışarak meşru göstermeye çalışanlar olmuştur. Bilebildiğimiz kadariyle günümüzde olduğu ölçüde bütün devlet gücünü kullanarak bir yandan din, diyanet deyip, İslami değerlere bağlıymış görüntüsü veren diğer taraftan da kendisine muhalif gördüğü insanları hiç bir somut delil olmadan “terörist” ilan eden ve suçların ferdiliği esasını (Maide, 6:164; İsra, 17:15; Fâtır, 35:18) yok sayıp masum insanları zindanlara tıkayan, yardıma muhtaç insanlara el uzatanlara çok büyük bir cürüm işlemiş gibi muamele eden, onlara çeşitli işkenceler yaparak hayatlarının karartan sözüm ona müslüman tipi de pek görülmemiştir.

Bir insanın yardıma muhtaç olanlara imkanları ölçüsünde el uzatması, yardımlarına koşması insan olmanın ve Peygamberimizin getirdiği Mesaj’a inanmanın ve müslüman olmanın bir gereğidir. Zira Kur’an ve Sünnet’te muhtaçlara yardım mali bir ibadet olarak kabul edilmiştir. Pek çok ayette ibadet kategorisindeki insanî yardım “zekat”, “infak” ve “sadaka” gibi isimler altında emredilmiştir. İmandan sonra en ibadet gelir. İbadet de biri bedeni diğeri mali olmak üzere iki çeşittir. Bedeni ibadetin pirî namaz; mali ibadetinki ise zekattır. Pek çok ayette namaz ve zekat birlikte zikredilmiştir. Mali ibadetlerin başında gelen zekatın verileceği ilk sırada da insanca yaşama mücadelesi veren yardıma muhtaç insanlar gelmektedir. (Tevbe, 9: 60) Bunun manası mali ibadetin ilk sırasında yiyecek bir dilim ekmeğe, çocuğuna içerebileceği bir yudum süte muhtaç olan insanlara el uzatılmasının gelmesidir.


Diğer taraftan Yüce Mesaj’ımızda infak mesuliyetini yerine getirmeyen, yardıma muhtaç olan insanlara el uzatmayan, teşvik etmeyen ve yardım etmek isteyenleri engelleyenler kınanmış, onların bu tutumunun cehennemin ile cezalandırmayı gerektiren bir özellik olduğu bildirilmiştir. (Tevbe, 9: 34-35; Müddessir, 74: 44) Hatta yardıma yetime, muhtaç insanlara el uzatmak için yarışırcasına koşulması gereken yerde koşmamış, teşvik etmemiş kimselerin ahireti düşünmedikleri için böyle hareket ettiği ve imtihanı kaybedecekleri ve ötede de çok ciddi pişmanlık yaşayacakları bildirilmiştir. (Fecr, 89: 16-26)

Kur’an, hem din hem de insanlık açısından münker kabul edilen özelliklere sahip olan bir karekteri deşifre ederek müminlerin onu tanıması ve onun şerrinden korunması için ikaz etmektedir: “Baksana şu dini, mahşer ve hesabı yalan sayana! O, yetimi şiddetle itip kakar. Muhtacı doyurmayı hiç teşvik etmez. Vay haline Cehennemin veyl denilen ve kan irin akan deresine düşecek olan namaz kılanlara ki onlar namazlarından gafildirler. İbadetlerini gösteriş için yapar, hiç kimsenin esirgemeyeceği en küçük insanî bir yardımı dahi men ederler.” (Maûn, 107:1-7)


Kur’an’ın resmettiği bu tip, bizzat kendisi bîçare, aç insanları doyurmadığı gibi durumu müsait olanlara da yardım konusunda herhangi bir tavsiye ve teşvikte bulunmaz. Onlara el uzatılmasına taraftar olmaz. Ayetin orijinal metnindeki طَعَامِ الْمِسْكِينِ ifadesinde de aç olan kimseye imkanı olanlar tarafından verilecek yiyecek sanki onun malıymış gibi diyaneten bir hakkının olduğuna işaret vardır. Nitekim bu hakikat bir başka ayette “Mallarında isteyenlerin ve yoksulların hakkı vardır” şeklinde ifade edilmiştir. (Razi, Mefatih, 17: 229; Elmalılı, Hak Dini, s. 6167 )

Kur’an, yardıma muhtaç insanlara el uzatılması yönünde en küçük bir işaret ve delalette dahi bulunmayacak hatta engelleyecek kadar hamiyetsiz, merhametsiz insanî değerlerini yitirerek zelil duruma düşmüş böyle bir kimsenin bir de namaz kılıyor olmasının gerçekten taaccüp edilecek, şaşılacak bir durum da olduğuna dikkatleri çekiyor. Allah, gösteriş ve şov amaçlı namaz kılan, ibadet yapan ne var ki her insanda az veya çok olan şefkat, merhamet ve yardım etme özelliğini büsbütün yitirmiş bu insan prototipinin aslında ahirete, hesaba, mizana, ilahî adalet ve cezaya inanmadığını, düşünmediğini bildiriyor. Zira ahirette hesaba çekileceğine ve ona göre cezalandırılacağına inanan bir insanın böyle korkunç bir merhametsizlik ve zulüm irtikap etmeyeceğine işaret ediyor.


Yardıma muhtaçlara el uzatmama, teşvik etmeme, mani olma hüsran ve helak sebebi olurken; yardıma koşmanın da Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) tarafından Allah’ın lütuf ve ihsanlarının en önemli davetçisi ve en hayırlı amellerden birisi olduğu bildirilmiştir. Gaybın Son Habercisi Efendimiz, bir müslüman kardeşinin yardımına koşan, sıkıntısını gideren kimsenin dünya ve ahirette Allah’ın lütuf ve ihsanlarına mazhar olacağını; kıyamet günü en zor ve en sıkıntılı yerleri Yüce Mevla’nın inayetiyle aşacağını bildirmiştir. (Müslim, Sahih, No: 38; Ebu Davud, Sünen, 4946) Ve Peygamberimiz (s.a.s.)yardıma muhtaç insanlara el uzatanların en hayırlı kimseler olduğunu bildirmiştir:“İnsanların en hayırlısı Allah yolunda ve O’nun rızasını kazanmak için atının zimamından tutup onun sırtından inmeyen, ihtiyaç duyulan yere adeta uçarak giden kimsedir. O, nerede insanları korkutan bir ses duysa atını hemen oraya sürüp o problemi çözmek için mücadele eder.” (İbn-i Mace, Sünen, No: 3977)


Bütün hukuk sistemlerinde tanımlandığı üzere terör; şiddetle, silahla olur. Ne var ki dünden bugüne hiç bir şiddete tevessül etmemiş, teröre delil olabilecek en küçük bir silahı olmayan insanlar terörist ilan edilebilmektedir. Kanun ve mevzuata uygun bir kurumda çalışma, hayır ve yardım faaliyetlerinde bulunma, öğrenciye barınma ve burs imkanı sağlama, dinî, imanî ve ahlakî değerlerin anlatıldığı sohbetlere katılma ev ve iş yerlerinde tefsir, hadis, siyer gibi İslam Dini’nin temel kaynaklarını bulundurma teröre delil sayılmaktadır. Hem de bu meydanlarda Kur’an’ı referans gösteren, kendince bir konudaki haklılığına “nass”ı delil getiren, Cuma namazlarına büyük bir şov ve gövde gösterisi yaparak giden, kameraların önünde vefat edenlerin cenazesinde aşrı şerif okuyan sürekli dini argümanları kullanan sözüm ona müslümanlar tarafından yapılmaktadır.


Üstelik dini değerlere bağlılık ve hamilik görüntüsü veren böyle bir anlayış suçsuz insanları işinden, aşından mahrum ettiği, zindana tıktığı, geride kalanları da yiyecek ekmeğe muhtaç bıraktığı yetmiyormuş gibi bir de mağdur edilen insanlara insanî yardımda bulunmayı “terör” kabul ederek cezalandırmaktadır. Bu korkunç zulme kılıf bulmak için uydurulan “iltisak”, “irtibat” gibi kavramlar ise uzman hukukçuların ifadesiyle ibretlik bir hukuk fecaatidir.


Yardıma muhtaç insanlara, insanî yardımda bulunanları, onların masum küçük çocuklarının yaşayabilmesi için verilen sütü, ekmeği vs. terör kapsamında ele alıp zindanlara tıkıp hayatlarını karartmanın dini, hukukî, insani hiç bir temeli yoktur. Böyle bir müslümanlık anlayışı İslam Dini’nde ve bütün hukuk sistemlerindeki suçların ferdiliği esasını hiçe saymaktadır. Yardıma muhtaç olanlara el uzatılmasını emreden ayet ve hadislere inanmamakta veya görmezlikten gelmektedir. Allah’ın yapılmasını emrettiği, fazilet olduğunu bildirdiği ve insan olmanın gereği kabul ettiği bir davranışı “terör” olarak yaftalayarak cezalandırmaktadır. Aslında böylesine bir vahşeti yapanlar kendilerini insanlık ve tarih vicdanında lanetli ve ahirette de çok çetin bir azaba müstehak hale getirdiklerinin farkında değillerdir.


Comments


bottom of page